e
sv

Çorum Katliamıyla Yüzleşmek

avatar

Kundir

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

”Bedeni yanmış, şişlenmiş insan hikayeleri… Cezaevlerinden çıkartılıp Çorum’un köylerinde katliam yaptırılan ülkücü militanlar… Devletin resmi üniformasını taşıyanların saldırganlara silah sevkiyatı… Daha inşaat halinde olan ve yakılması zaten mümkün olmayan Alaaddin Cami’sinin yakılması yalanı.”

FİKRET GÜNEŞ

Çorum ilk bakışta dünyalar güzeli bir Anadolu şehridir. Uçsuz bucaksız bir ovada yeşillerle bezenmiş, büyük bahçelerin içinde küçük evleriyle hemen dikkati çeker. Kızılırmak sanki toprağa yapışmışçasına bir gelin gibi toprağı işleyerek, arkasında bir renk cümbüşünü bırakarak Çorum Ovası’nda dolanır durur.
İnsanları sıcakkanlı ve sevecendir. İnsan, ilk sohbette hemen kalıcı dostlukların kurulacağı izlenimi elde eder.

Çorum’un doğa ve insan güzelliklerini gölgeleyen bir katliam gerçeği Çorum’un sırtında bir yük, bir kambur olarak durmaktadır. 1980 yılının Mart, Haziran, Temmuz aylarında gerçekleşen katliamda; resmi kaynaklara göre 57 insan katledildi, onlarca insan tecavüze uğradı, işkenceden geçirildi. Yüzlerce ev ve işyeri yakılıp yakıldı. Binlerce insan yerini, yurdunu terk etti.

Çorumlulara; “nedir bu zulüm, neden, niçin, kim yaptı” gibi sorular sordum. Taksi şoförü, berber, terzi, lokantacı, işçi, polis hepsi ağız birliği etmişçesine “biz değildik” diyorlardı. O sıcakkanlı, konuşkan, dost insanlar sustu.

O uğursuz yaz, Çorum’u ikiye bölmüştü. Milönü Mahallesi ve mahallenin kuzeyinde yer alan mahallelerinde; ağırlıklı olarak Aleviler, demokratlar ve devrimciler oturmaktadır. Diğer semtlerindeyse Sünni inancına mensup vatandaşlar oturmaktadır.
Ben bu insanları dinledim. Onlar “biz olayda yoktuk” deseler bile; binlerce insanın bu mahallelerden toplanıp Milönü Mahallesi’ne saldırdığını herkes biliyor. Binlerce insan bir araya gelerek; ellerinde silahlar, sopalar, benzin bidonlarıyla Milönü’ye hücum ederlerken, içlerinde kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar vardı. Bu insanlar dışarıdan gelmedi. Bu saldırganlar dışardan benzin bidonlarını ve silahları getirmedi. Dışarıdan epey saldırgan militanın getirildiği doğruydu; peki içlerindeki kadın, ihtiyar ve çocuklar nerden geldi? Bunlar Çorumlu değil miydi? Cuma namazından çıkıp Milönü’ne yürüyen onbinler Çorumlu değil miydi?

Gazi Caddesi’ndeki dükkanlar yağmalanırken, o eşyaları kimler evlerine taşıdı? Mahallelerde Alevilere ait evler yakılırken, o evleri kimler gösterdi? O yabancılar o evleri nereden bildiler? O evler yakılırken, dükkanlar yağmalanırken, Alevi insanlar linç edilirken, bir Çorumlu önde yürümüyor muydu?
Hayatta öyle bir an gelir ki, insanın, sorumluluğu kabul etmekten başka çaresi kalmaz. Eğer sağlıklı, vicdanlı düşünülürse; vahşeti olduğu gibi anlatırsa; sonuçlarıyla daha kolay yüzleşilir. Kişi kendisiyle hesaplaşırsa iç huzur bulur; insanların içine öz güveniyle çıkar, hep kaçmak, yalan söylemek durumundan kurtulur.

Yüzleşme nasıl olur?

Çorum’da insanlar evlerinden alınıp ekin tarlalarında işkenceyle katledilirken, evleri yakılıp-yıkılırken; bunlar nasıl oldu, kim yaptı; bunları anlatmakla olur. Olanı olduğu gibi söylemek, gördüğünü katkısız anlatmakla, “O gün orada gerçekleşen bu katliamda benim de payım var” deme cesaretini göstermekle olur.
Çorum Katliamı’nı yaşayanların anlatımı bir yüzleşme değildir. Bu yalnızca bir çığlıktır, bir haykırıştır. Burada mesele bu katliamı yapanın, katliama seyirci kalanın bu çığlığa ses katmasıdır, gerçeği dile getirmesidir.

18 yaşındaki tıp öğrencisi, 60 yaşındaki Alevi dedesi, 45 yaşındaki dört çocuk annesi, 22 yaşında yeni evlenmiş bir delikanlı kurşunlanarak, fırına  atılarak, üzerine benzin dökülerek, işkence edilerek öldürüldü.

Bedeni yanmış, şişlenmiş insan hikayeleri… Cezaevlerinden çıkartılıp Çorum’un köylerinde katliam yaptırılan ülkücü militanlar… Devletin resmi üniformasını taşıyanların saldırganlara silah sevkiyatı… Daha inşaat halinde olan ve yakılması zaten mümkün olmayan Alaaddin Cami’sinin yakılması yalanı… Düşman mevzilerine ateş edercesine, Milönü halkının üzerine kurşun yağdıran “Güvenlik Kuvvetleri”nin  yürüttüğü Panzer Savaşı…

Ağıtlar yakılır, şiirler yazılır, filmler yapılır bu trajedik hikayelerden. Ama Çorumlu bütün bunları bizzat yaşadı, gördü. Kim yaptı, neden yaptı, nasıl yaptı? Sen tanıksın. O yakılan, işkence gören, şişlenen, kurşunlanan senin komşundu. Beraber aynı arabaya binerdiniz, aynı pazarda alıveriş yapardınız. Çocuğu senin çocuğunla beraber okula gider, top oynardı. Neden susuyorsun? Neden hala başkasını suçluyorsun?

Çocuğun bir gün sana “baba arkadaşım neden kayboldu, nereye gitti? Arkadaşımın evini kim yaktı, neden yaktı? Bizim evi de yakarlar mı?” diye sorduğunda ne dersin? Sen bugün çocuğuna hala “yabancılar geldiler ve yakıp gittiler” diyecek misin?
Hala inkar edilip yalan söyleniyorsa, o çocuk da yalanla büyüyecek, o da katliamlara katılacak, o da inkar edecek ve o da yalan söyleyecek.

Bir daha katliamların olması istenmiyorsa, bu katliamları yapacak insanlar yetiştirilmemeli. Sevip de kucağa alınan çocuğa yalan söyleniyorsa; bir katil, bir canavar yetiştiriliyor demektir. Öyle acımasız bir katil ki, bir akşam komşusunun evini yakıp, eşyalarını evine taşıyan bir canavar.

Çorumlulara sormak lazım. Sen o katliamdan sonra nasıl dolaştın o yanmış evlerin etrafında? Ne hissettin? Senin evin veya bir tanıdığının, mesela kızının evi, yanmış olsaydı ne hissederdin?
Yalnız Çorumlu mu gerçeklerle, geçmişiyle yüzleşmek istemeyen? Eskilere gitmeyelim; Ermeni, Rum, Süryani, Kürt katliamları…
Maraş’ta ne oldu? Malatya, Sivas… Oralarda insanlar olanlarla hesaplaşıyorlar mı? Hayır. Onlar da hep başkalarını suçluyor; “Kızıllar, komünistler, bölücüler, yabancılar…” deyip duruyorlar.

Bugün Çorum halkı bütün Anadolu insanı gibi kendine sormak zorundadır. Biz ne yaptık? Niçin yaptık? Bu yalanı ve inkarı neden ve niçin sürdürüyoruz? Bu işte benim kazancım ne oldu? Evlatlarımıza nasıl bir miras bırakıyoruz?

Çorum halkı devletin bilinçli olarak planlayıp uyguladığı Alevi katliamında suç ortağı oldu. Bu suçu inkar etmekle gerçekler örtbas edilemez. Çorumlu’yu günahlarından arındıramaz. Bu yalanı, inkarı devam ettirmek yeni suçların, günahların ve  katliamların yaratılmasına hizmet eder.

İnsanın en güzel yaratıcı yönü; düşünmesidir. Önemli olan iyiden, güzelden ve kardeşlikten yana düşünmektir.

Çorumlu’nun şimdi düşünme ve gerçeklerle yüzleşme zamanıdır.

 

Kaynak : politikart1.blog

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.

Sıradaki içerik:

Çorum Katliamıyla Yüzleşmek